Freedom Writers tam da bu minvalde dönen bir film. Yaşanmış bir öyküden uyarlanmış, bu öykü ve kahramanları da daha sonra bir organizasyondan bir derneğe dönüşmüşler. Hikayede bilindik kemikleşmiş sorunlardan farklı olan her şey, eğitimsiz, önyargılara bulanmış, gücün yetkiye dönüşmesine alışmış bir topluluğun, aslında bir kaç topluluğun, bölgelere ayrılmış mahallesindeki, aslında bu şekildeki çoklarca mahallenin yalnızca birindeki okula gönderilen öğretmen Erin Gruwell ile başlıyor. Öğretmenliğin özveriyle yapıldığında en kutsal meslek olduğu söylenir ya, bu kadar doğru bir klişe bir daha yer yüzüne iner mi bilmem. Zira hikaye, yapılan bir genellemeyle devam ediyor ve öğretmenin, insanların kendi kendileriyle ve hemen yanıbaşlarındaki yabancılarla iletişimin kapılarını açmalarına yardım etmesiyle çözüme doğru ilerliyor.Filmdeki genelleme bir karikatür, zenci kahramanımızın büyük dudaklı bir karikatürü. Filmde de çokça dile getirildiği gibi Nazi döneminde ülkedeki Yahudilerin kocaman burunlu karikatürler olarak çizilmesine çok benzer bir imge. Her Yahudiyi ya da her istenmeyeni aynı kefeye koymayı amaçlayan bir çaba. Olayları kitleleştirerek iletişimi engeleme isteği. Etkili bir yöntem çünkü dünyada bu yollara başvuran herkes bilir ki bir ırkla, bir toplulukla iletişim kuramazsınız, bir siyahla diğer siyahı, bir Latinle diğer Latini, bir beyazla diğer beyazı her şeyleriyle aynı sanarsınız. Ama bir insanı karşınıza aldığınızda, birlikte yaşayıp birlikte çalıştığınızda çok şeyi halledebilirsiniz. Propagandalardan, baskılardan uzaklaşıp, dönerek kendinize kendinizi anlattığınızda çok gerçekçi olabilirsiniz. Hrant Dink ne güzel söylemişti zamanında: "Ben Türkle yaşamayı şans sayan bir insanım... Bütün Ermenilerin dünyasında Türk hakikaten bir ötekiydi, bir öfkeydi. Ama beraber yaşadıkça o öfke ortadan kalkıyor, ilaç oluyor Türkle beraber yaşamak... Irkçılık lekesiyle, insan aşağıladığı birisiyle nasıl yan yana yaşayabilir?.. Diaspora Ermenileri de kötüdür, demek istemiyorum ki. Onların da Türklerle tanışıklıkları artarsa, yaşarlarsa görecekler ki bu öfke yersiz."
Mutlak ki her zaman önemli bir yerlerde olan ama benim için filmle birlikte şu dakikalarda biraz daha hız kazanan bu düşünce tufanı insanı Hollywood'dan alıp, Amerika'nın göçmen mahallelerine, Nazi Almanya'sına, oradan da alıp Anadolu'ya savuruyor ama her seferinde bir tek nesneyi çarpıyor suratımıza: İnsanı. Filmdeki zenci çocuğun çok iyi bir Çinli arkadaş edinmesi gibi en aşırı ülkücülerin çok sevdikleri Kürt arkadaşları olabiliyorsa, bize sadece vahşete, silaha, bombalara, çatışmadan beslenen sömürüye, eğitimsizliğe karşı çabalamak kalıyor; yoksa insan her yerde insan, işin o kısmına ufacık bir sevgi kıvılcımı, bir söz, bir bakış zaten yetiyor./div> <<
<11Yorum:
<
<:) Evet yeni, o kadar yeni ki daha sağını solunu tam yerleştiremedim.
Ama bir hoşbulduk dedirtiyor en azından. :)/p> <
RedBlix için sana fazladan bir teşekkür daha. :)/p> <
<:) Yok isimsiz yok, o ben değilimdir./p> <
Sorgu Sual, 2007'den beri.