<
<İkizimle aramızda 20 yaş var/div>
<
Sınavların içine düşülen günlerde insan nereye baksa okula ve derslere dair şeyler görüyor. Bunu, hayatımın tüm alanlarıyla öğrendiklerimi birleştiriyorum, yaşayarak öğreniyorum gibi gerekçelerle söylemiyorum. Ne yazık ki o kadar somut derslerimiz yok, oskiloskopta elde ettiğimiz ve Türkçesinin sinüsoid olmasını umduğum dalga çeşidini elektrik prizlerden çıkıp bize doğru ulaşırken göremiyoruz, ya da genel çözümlerine ulaşmaya çalıştığımız diferansiyel denklemlerle yanıbaşımızdaki bir arkadaşımızın hastalığı olarak karşılaşamıyoruz. Bilgisayar ekranları ve kağıtlar arasında gidip geliyoruz, hepsi bu.

Ancak bazen bazı defter yapraklarında ya da kitap sayfalarında mucizeler oluyor ve tüm bu soyutluğun arasında hikaye hatta masalvari konulara rastlıyoruz. Gözler daha bir açılıyor; kulaklar dikleşebilseler dikleşecek, dikkatler olması gerektiği yere bahşedilmiş halde okuyoruz. Kendisini öğrenim hayatım boyunca öğrendiğim fizik kuramlarını yalancı çıkarmaya adamış olan Modern Fizik dersinin bir konusu tam da bu tarife uygun. Aslında bu tarifi de o konuyu düşünerek yazdım zaten. Bu samimi ortamda iki yüzlülük yapmak istemem. Gülücük.

Şimdi efendim bu konu aslında bir paradoks. Ecnebice adıyla bahsetmek gerekirse Twin Paradox, yani ikizler paradoksu. Hikayemizde ikizlerden birisi gençlik çağlarında gününü gün edip, okul ders nedir bilmeden dolaşmış; diğeri ise kendisini bilime adayıp Avrupa Amerika demeden gezmiş, okumuş ve astronot olmayı başarmış. Tam bu noktada ah zamanın kozmonatları diye iç çekebilirsiniz, izin var. Neyse, gün geliyor astronot olan karakterimiz bir uzay yolculuğuna çıkıyor. Kardeşle vedalaşma anı kitapta resmedilmiş, gerçekten ikizler. Uzay mekiği de gerçekten mekik, ama bildiğimiz mekiklerden çok farklı. Işık hızına pek yakın gidebiliyor. Mesela 0,80c ile gitsin şimdi. Yazar burada c ile ışık hızını imgelemiş. Yani saniyede yaklaşık 300bin kilometreyi. Bu hesapla mekiğin hızı saniyede neredeyse 240bin kilometre. Görecelik kuramına göre, bu örneğimizde dünyada kalan kardeş için, kendisinin her 5 nefes alışı kardeşinin 3 defa nefes alması anlamına geliyor. Bu 5'e 3 oranını her şey için kurabiliriz. Kalp atışı, öğünler gibi. İşi bu düşünce açısından ilerletirsek bir bakıyoruz ki yolculuk bitip mekikteki kardeş Dünya'ya döndüğünde bizim ipsiz sapsızdan çok daha genç oluyor. Yolculuğun ipsiz sapsıza göre 50 yıl sürdüğünü kabul edersek astronotun bir 20 yıllık kârı var. Olması gerektiğinden 20 yaş daha genç. Çok ilginç değil mi? Bu dönüş anı da kitapta tekerlekli sandalye üzerinde birisi ve onu teselli etmeye çalışan, astronot kıyafeti giymiş ve artık aralarında pek bir benzerliğin göze çarpamadığı ikizi şeklinde resmedilmiş. Çok acıklı değil mi?

Aslında değil. Çünkü en başta belirtildiği üzere bu bir paradoks. Evet, dünyadaki kardeşin gözüyle bakarsak durum tam da yukarıdaki paragrafta anlatıldığı şekilde cereyan etmeli. Ancak ya astronot olanın gözünden bakarsak? İşte o zaman durumlar değişiyor, çünkü öyle bir durumda astronot kendisini hareketsiz, Dünya'daki kardeşini kendisinden uzaklaşıyor olarak görecek, tüm bu 5'e 3 oranları da tersine dönecektir. Demem o ki, bu varsayımların farkında olan iki kardeş de Ulan adam benden daha yavaş yaşlanıyor, ölmez bu. diye düşünecek. Paradoks kısmı ikisinin de doğru düşünmesinden kaynaklanıyor. Yani ikisinin de ellerine çok gelişmiş birer teleskop versek 50 yıllık bir yolculuk sonrası birbirlerini ne halde görecekler, hiç bilmiyoruz. Tabii teleskopa görüntünün gelme süresi de 40 yıl. Onu da düşünmek lazım.

Tam bu noktada tüm bu ilginç düşünceleri, varsayımları ortaya atan adam Einstein ortaya çıkmış ve olaya açıklık getirmiş. Demiş ki, sevgili SorguSual okuyucuları, az kalsın insanlık olarak yukarıdaki iki paragrafta okuduğunuz şeyleri gerçeğe dönüştürecek hesaplamayı bu tip bir yolculukta kullanabileceğimizi düşünüyorduk. Ancak sonra ben düşündüm. Bu adam gidiyor ve bir de yolculuğa başladığı yere geri dönüyorsa işin içinde mutlaka ivme olmalı değil mi? Giderken bir yerde yavaşlayıp durmalı ki geri dönebilsin. İşte bu hareketin düzgün doğrusal olmamasından dolayı yukarıdaki çelişkiyi kuramayız. Ama tam olarak ne olur, onu da bilemeyiz. Ben akşam bi' bakarım. Haydi, sağlıcakla kalın.

İşte böyleyken böyle. Belki ileride ışık hızına yaklaşabildiğimiz günlerde bu olayı deneyerek gerçeği öğrenebiliriz. Benim düşüncem astronot olanın daha genç olacağı. Öyle olsa daha eğlenceli olurdu en azından. Böyle uzay yolculuklarının başladığını hayal etsenize. Sırf kıskandığı iş arkadaşından günün birinde 5 yaş daha genç görünebilmek için yıllarını uzay mekiklerinde harap eden insanlar. Bu işten rant sağlayan Uzay Gençlik ve Güzellik Şirketi. Televizyon reklamları, afişler. Ne ilginç olmaz mıydı? Bir de tabii bu yolculukların anlamsızlıklarından bahseden, günü ve yaşınızı yaşayın telkini veren psikologlar çıkardı. Ortalık karışırdı.

Eveet, bugünlük de ilk ve belki de son masalsı bilim yazımızın sonuna geldik. İleride bir gün yine burada buluşmak dileğiyle, hoşçakalın. (Görüntüden çıkmayan kamera, girmeyen jenerik, bi' kere kameraya bakararak veda edeyim demiş bulunan sunucu, bakışmalar, bakışmalar, bakışmalar.)
/div> <<


<4Yorum:
Yorum Gönder/div>

<
<10 Kasım 2007 08:44/a>, <Blogger Köşenin Delisi/b>


Şaka bi yana, ilk anlattığın bölümde "aaaa ilk defa bu ışık hızı, yaşlanma, genç kalma olayını anladım galiba, ihihi aptal değil miyom yoksa" dedim içimden, sevindim çocuk gibi, sonra paradoks kısmına gelip de mekikte olanın da daha yaşlı görünme ihtimali olduğunu okuyunca hönk diye kaldım... yok, kafa duruyo benim böyle durumlarda... deniz, kumsal, hamak falan hayal etmeye başlıyo :))

Ama inanmazsın, anlamadığım yerleri bile keyifle okudum. Güzel yazıyorsunun efenim çok güzel... ne iyi ettiniz de açtınız bu yeni blogünüzü...:)/p> < 

<
<11 Kasım 2007 06:01/a>, <Blogger Ali Kayhan/b>


İltifatlarınız için çok teşekkürler. Beni heveslendiriyorlar. Daha nice yeni bloglara! Yok, uymadı galiba. :)

Toprak'a selamlar!/p> < 

< <
<22 Kasım 2007 02:33/a>, <Blogger Ali Kayhan/b>


Sizin anlayamadığınız bir şey olabileceğini düşleyemediğimiz için bu cevap bu kadar gecikti. Hâlâ da düşleyebilmiş değiliz.

Sevgiler./p> < 

<

Yorum Gönder/div> <<
<