<
<
Bazen bir bulaşık süngerine benzemenin iyi bir şey olup olmadığını düşünmeli insan. Çünkü sünger tutucudur. Bin şekile girse de dönüp dolaşır yine ilk şekline gelir. Ama kabullenicidir de, damlaları reddetmez. Aynı zamanda sessizdir. Ketumdur. Hiçbir sünger çektiği ve sakladığı suları kendiliğinden bırakmaz mesela. Ağırlaşır, koyulaşır ama bırakmaz. Birisi görmek istiyorsa bu suları, illa ki süngeri sıkması gerekir. Ancak o zaman sünger içindekileri çıkarır; yıllandırdığı tüm kiri ve temizliği insanın parmaklarının arasından kutsal bir döngünün ortasına akıtır.

*

Artık doğum günlerinde özgün cümleler, öyküler de hediye edilebilmeli insanlara. İster uçacak, ister kalacak şekilde. Sonra hediyeyi alan kişi yıldan yıla kaydetmeli bu sözleri, ara ara açıp okumalı. Çok geçmiş yıllara, acıtan sözlere ağlamalı. Göz yaşlarının düştüğü yerlerde mürekkepler dağılmalı. Çok göz yaşı olursa çok dağılmalı, yok etmeli yazıyı. Bahşedildiği kişi daha çok ağlamasın diye yazı silmeli kendini. Bir lekeye bırakıp yerini, çekip gitmeli.

*

Bebekliği ile olgunluğu arasında şimdiki kadar çok zaman olmamalı insanın. Kişi daha dün ne kadar muhtaç, ne kadar temiz olduğunu hatırlayabilmeli. Kararmış kalpler bu hızlı dönüşümün şokuyla sarsılıp renk atmalı, ya da büsbütün bir bunalıma teslim olup çürümeli. Anneler sık sık bebeğim diye seslenselerdi mesela otuzunda kırkındaki oğullarına, babalar saçlarını okşayıp şeker ve çocuk dergisi alsalardı onlara sanırım bu dünya da bize o kadar şirin davranırdı. Ve o zaman o dünyada biz en fazla mahalle maçları yapar, olsa olsa bir faulde anlaşamazdık; onu da bir sarılmayla unutup giderdik.

*

Başını alıp gitmek her yıl daha da zorlaşıyor. Her yıl daha çok yere adını yazıyor insan, daha fazla yere kayıtlar bırakıyor. Daha çok insanla göz aşinalıklarını paylaşıyor. Daha çok şey öğrenip daha çok şey sunmaya programlanıyor. Beklentiler gitgide sonlara yaklaşıyor. Çocuk zihinleri umulurken topaçların çevrildiği sokaklardan, kontrolsüz cümleler de sağa sola savrulmak için dileniyorlar. Sanki uzundur kocaman bir gemi varmış gibi limanda. Hatta güzel bir limanda. Bu gemi bunalıyor iyiden iyiye ama içine de o kadar çok insan, o kadar çok yaşanmışlık yerleşmiş ki artık hiçbir yere kımıldayamıyor. Paslanıyor oracıkta, olan kendine oluyor.

*

Hayatta çaresizliğin en çok hissedildiği anlardan birisi de insana artık tüm şarkıların eski geldiği anlardır. Dinleyecek yeni bir şey bulamamanın işaret ettiği beğenmeye kapalılığa her şarkının yanındaki çuvalda getirdiği bir demet eski gün eşlik eder, kulaklar yeniyi isterken düşünceler eskiye takılıp kalır. Bu uyumsuzluk daha bir parçalar tüm hisleri. Kar oldurup yağdırır hüzünleri, artık bozkıra dönmüş eski bir ormana. Güneş çıksın diye beklenir bu durumda ama ne yazık ki gelen tek şey yeni bir eski şarkıdır. İnsana yine sürekli beklediği o turuncu sıcaklık değil, acımasız gri ezgiler kalır.
/div>
<<


<3Yorum:
Yorum Gönder/div>

<
<23 Kasım 2007 03:10/a>, <Blogger dilök/b>

bunca rakam içinde bu kadar kelimeyi nerden buluyosun?
yoksa derslerini çalışmıyor musun? ((:/p> < 

<
<24 Kasım 2007 23:10/a>, <Blogger Ali Kayhan/b>


Bölümü bırakmaya özendiren yorumlar bunlar. :)/p> < 

< <

Yorum Gönder/div> <<
<