<
<
Eksik aslında çok eksik bir sözcük. İçini doldurmak her zaman güç. Hayatın onca keşmekeşi içinde farkına varmamız bile bu kadar zorken farkına varabildiğimizde tanımlamaktan korktuğumuz, bir yerlerimizi acıtan, kanatan, kocaman bir sızıyı bize armağan edip başka avlar aramaya giden bir yaratık gibi. Hadi, al çiz bakalım deseler çizemeyeceğimiz, çizsek de hiçbir seferinde birbirine benzetemeyeceğimiz. Çözüm aramaktansa başka yöne baktığımız ya da üzerine bir şeyler süpürüp unuttuğumuz sorunlar gibi. Küçükken karanlıktan korktuğumuzda şarkı söylerdik ama o ışık o şarkılarla hiç açılmazdı ya, işte öyle.

İnkar çok inkar edilesi bir sözcük. Varlığını kabul etmek her zaman zor. Aslında her saniye gizlice ve dışa vurduğumuz yok, hayırlarla açıktan açığa hayatımıza ördüğümüz, kendi kendimize bakmamızı engelleyen bir duvar gibi. Yaklaşmaya niyetimizin zaten olmadığı ama azıcık denediğimizde bile tırnaklarımızdan başka herhangi bir silahımızın yokluğunu fark ettiğimiz ve gücümüzün ancak birkaç toz tanesine yetebildiği bir duvar. Çocukluğu azıcık geçtiğimizde arkadaş sohbetlerinde başarısız sınavlarımızın notlarını hiç hatırlayamazdık ya, onun gibi.

Beklenti çok beklenilmemesi gereken bir sözcük. Onunla yaşamak kolay değil. İçimizde yeşeren umuttan, sevgiden, en masum hayallerimizden sorumlu tutarken beslediğimiz ama hayalkırıklıklarında ilk önce darağacına götürdüğümüz küçük bir isyancı gibi. İyi günlerde unutulan ama kötü günlerde hep hatırlanan, cezalandırılan, bir daha en ufak kıvılcımının bile zihinlere sokulmamaya söz verildiği, bastırılası bir düşünce dalgası. Hani artık telefonlarımıza, çalsalar duymayacakmışız gibi, sık sık baktığımızda sadece saati için diyoruz ya, ona benzer.

Retorik sorular sormayı severim ben, hem kendime hem başkalarına. Yine yapsam mesela hemen ardından geceler boyu uyutmamış bir hayat hayal edilebilir mi? Gündüzler boyu doyurmamış üstelik. İnsanın bildiği ama görmek istemediği bütün güçsüzlüklerinin üzerine çöreklenmesini beklemesi çok acınası değil mi? Bu kadar gururun, sarsılmazlığın içinde bu kadar harap düşmesi, yaptığı her işin beyhude gelmesi? Dilemek şansını sonsuza kadar kaybettiğini düşünmesi?

Ama olur da eğer bir gün birşeyleri dileme şansım olursa benim, hani bir dönüş yolu olursa birlikte yürüdüğümüz, bir park olursa, bir ağaç, o şiir; işte o zaman kendime virgüllerden arınmış, noktalarla arkadaş kısa cümleler ve bir de titrek, ürkek, güçsüz bir ses diliyorum.

Sana sunabilmek ve hemen susup ağlayabilmek için.
/div> <<


<2Yorum:
Yorum Gönder/div>

< <
<22 Kasım 2007 02:40/a>, <Blogger Ali Kayhan/b>


Bazen ayna bulsak yüzümüzü kaybediyoruz, yüzümüzü hissetsek aynayı kırıyoruz. Ne yapsak bilmiyoruz.

Böyle benim gibi bir şeyler diliyoruz işte.

Sevgiler./p> < 

<

Yorum Gönder/div> <<
<