Bu, nesillerin bir geleneği miydi bilmiyorum ama bu yaşımıza kadar bizlere herkes büyük düşünmeyi öğütledi. Bizler, ben ve tanıdıklarım işte. Tabii ne kadar büyük olduğunu anlatmadılar hiçbir zaman. Bazı büyük hayallerimiz olağanlık kuralına takılıp gitti. Yadırgandı yani. Tehlikeli dendi. Bazıları çok küçük bulundu. Küçümseyenler oldu. O kadar küçümsediler ki, hayaller dayanıksız kişiliklerimizde yok oldu. O günler öyle günlerdi ki dostlarım, insanlar artık hayallerini de yarıştırıyorlardı ve bu katılımı zorunlu yarışta ne yazık ki tek yol vardı. Önceden defalarca çizilmiş, pek çok izlerle bezenmiş. Sonuna, sağına, soluna da pek çok kazananın mutlu aile fotoğraflarının konduğu bir yol. Dışına çıkanların kötü canavarlarca yenileceği anons edilen sıcak, kirli, bozuk ama nispeten güvenli bir stabilize. Belki de Arizona'da. Bir hikayede.
Dikkat! Eğer Emir Kusturica'nın Arizona Dream adlı filmini henüz izlemediyseniz yazının bundan sonraki iki paragraflık kısmı sizin için filmin heyecanını kaçırabilecek cümleler içerebilir. Benden söylemesi.
Ama tabii ki sadece o yoldan ibaret olmayan bir Arizona'da. Hani şu filmlerde, çizgi filmlerde gördüğümüz Arizona'da. Büyük Kanyon'un olduğu şehirde. Hem otomobil satıcılarını, hem de kanyonlar arasında kanatlarıyla uçmayı düşleyen insanları aynı anda barındıran o şehirde. Eğer otomobil satıcısı olmakla kaderlendirilmişse insan burada, daha iyi bir merhaba demeye çalışıyor her zaman, ne kadar kederli olduğuna aldırmadan, gelen alıcıları etkileyebilmek için. Fakat gelen her zaman salt bir alıcı, etkileyen her zaman satıcı olmayabiliyor bu yakınlardaki otomobil dükkanında. Pekala, isteyerek ya da istemeyerek, birisi sizi çekip götürmeye gelmiş olabiliyor.
İşte bu gitmelerde Arizona'nın uzak uçlarında bir yerde eski bir ev kabul ediyor kaçmak isteyenleri, bir şeylere bağlanıp gelenleri. Bu gelenler her şey, hatta uçan balıklar ya da kaçan insanlar olabilir. O ev yardımcı oluyor tüm farklılıkların, garipsenmişlerin, kötüleneceklerin nefes almasına. O evde yaşanıyor pek çok sevgi, nefret, saçmalık. Kaplumbağaların selamladığı insanlar birlikte yaşıyor ve zamanı geldiğinde, çabalar sonuç verdiğinde kimisi yer çekimine karşı çıkıyor bunların, kimisi kaybetme korkusunu saklamaya çalıştığı amcasına. Kimisi de yağmur altında, beyaz bir mutluluk içinde hayatına. Birbirlerinden aldıkları cesaretle ulaştıkları hayallerinin doruğunda. Tüm hayalleri bitirme pahasına. Bitirerek.Böyle hikayeler sonunda, yani hayaller bittiğinde, daha doğrusu artık hayal olmaktan çıkıp ulaştığında aslında bir yerlere, o büyük fırtınayı geçirdiğimizde, bizler de o Arizona'da büyümüş olacağız galiba. Bizler, ben ve tanıdıklarım işte. Uçan bir balık olmayı becereceğiz belki de. Hüzünle ve umutsuzlukla doldurduğumuz gözlerimizin alışıldık şekilde başımızın iki yanında olmasından vazgeçip tek bir tarafta toplayacağız onları. Kuşkusuz bir tarafı kaybedeceğiz ama kesinlikle diğer tarafı da daha çok kazanmış olacağız.
Aynen gerçek hayatımızda olduğu gibi. Şu sadece hayallerimizde, rüyalarımızda, rüya gibi anlarımızda sıyrılabildiğimiz o olağan hayatımızda.
Her istediğimizde derin derin alamadığımız nefeslerimizde.
Olduğu gibi.
Aynen./div> <<
<3Yorum:
<
Şubat tatilinde izleyebilirim umarım.
marruu/p> <
Ben de birkaç kere izledim, aslında her izlediğimde farklı noktalar keşfediyorum, filmin bir güzelliği de burada galiba. Müzikler de zaten inanılmaz, özellikle Death, ne zaman duysam aklıma filmin o sahnesi geliyor. Bence zaten filmi izlememiş birisi bile Death'i dinlese (adını da bilmeden tabii) aklına ölüm gelir. Johnny Depp tabii ki muhteşem ama Lili Taylor(Grace)'ın o karizmatik hallerini, sade güzelliğini unutmak da zor. :)
Sevgiler ve Toprak'a öpücükler.
Misomis,
Eğer illegal yollardan elde edilmiş bir versiyonunu izlemek sizi rahatsız etmezse ben size filmi getirebilirim. Hatta birlikte de izleyebiliriz. Ama bu günler çok sıkışık tabii ki.
Bu müziğe ben de bayılıyorum. İnsanı alıp götürüyor cidden, sonra da suratına bir gülümseme koyup geri gönderiyor.
Çok sevgiler./p> <
Sorgu Sual, 2007'den beri.