Pazar sabahı o hafta için geç saatte uyanabildiğim, doğru dürüst kahvaltı yapabildiğim, gazetelerin en çok ek verdiği, anne-baba ortaklığının pazardan aldığı meyveleri dolaba konmadan direkt poşetten alıp yiyebildiğim son sabahtı. Bu statüdeki her öğrenci bilir ki tüm bunlar yalnızca pazarın kabusu daha etkili kılan güzellikleridir. Şöyle ki, hazır babanız da evdeyken hep beraber gittiğiniz sevilesi bir aile dostu ziyareti ya da neşeli bir göl kenarı pikniği, henüz yapmamış olduğunuz ödevinizin yalnızca saatler sonra sorgulanacağı aklınıza geldiğinde ciddi bir karın ağrısına ve plan yapmaya çalışma fakat yapamama döngüsüne yol açar.Oysa cuma ve cumartesi ne de merhametlidir bu konuda. Sanki tüm acımasızlığı pazara bırakırlar. Cuma, daha da özelleştirirsek cuma günü çıkışta söylenen o istiklal marşı çoğu öğrenci için tatilden bile daha değerli bir andır. Cumartesi ise cuma günkü kadar bile dersin olmadığı bir cuma günüdür. Ancak pazar, söyleyegeldiğimiz üzere sevimsizin tekidir. Hava biraz da kararmaya yüz tutup pazarın gerisi moduna geçildi mi hiç çekilmez. Erken yatıp sabah uykusuz kalmama gayesinin verdiği stres bir yandan, bitmemiş ve hiç de çekici olmayan ödevlerin verdiği stres bir yandan adamı yer bitirir. Televizyondan gelen Süheyl&Behzat kişiliklerinin ve en meşgul olmanızın gerekeceği anda takımınızın maçını yayınlayan Maraton'un sesleri, ütülenen gömleklerden çıkan buharın kokusu, yapılan banyo, kesilen tırnaklar, yaka-mendil kombinasyonları, ilerleyen yıllarda olunan sakal traşı, traş köpüğü kokusu ve nedendir bilinmez hep üşüyen ayaklar beyninize kazınan kabus hatırlatıcılar olarak kalır. Yapılan ya da yapılmayan, ama yapılsa bile insanın burnundan getiren ödevler; ya da ertesi gün sizi karşılayacak sınavların düşüncelerde size eşlik etmesiyle gidip yatılır. Ama bu sefer yatak daha soğuk, yastık daha sert gelir, uyutmaz adamı. Bir de o yaşlarda ne doğru dürüst küfür bilirsiniz, ne de bu durumda küfür edilebileceği aklınıza gelir, daha da nefret dolarsınız. En fazla Of ya! der, mucize bekler, bir cuma&cumartesi ortaklığına daha biriktirip tamamladığınız hediyeli çıkartma setini feda edebilirsiniz ama nafiledir, sabah o soğuk okul ve biraz da karın ağrısı sizi beklemektedir, çaresiz gözler kapanır, bilinç yitirilir.
Şimdi büyüdüm? Pazarlar o kadar nefret edilesi değil gözümde, kuşkusuz pazartesiler tüm korkunçluklarını kaybettikleri için bu böyle. Ama yine de pazarları sevmem ben, çünkü pazarlar içinde yaşarken sevdiğiniz, mutlu olduğunuz, kendinizi rahat hissettiğiniz şeylerin biteceğinin; bir şeyler yapmak zorunda bırakılacağınızın habercileridir. Çünkü aslında pazarlar hayatın her evresinde iki yüzlü felaket tellallarıdır. Sabahlarına kanmamak lazım.
önceki blogdan.
ekim 2006'dan.
daha genç bir ben'den.
<4Yorum:
<
<"daha genç bir ben" derken? Lütfen, bir diyeceğiniz varsa direk yüzümüze söyleyiniz.
misokedi/p> <
Mıymızlık sarmış dört bir yanımııı
Elim kolum kalkmıyor yerindeeen
nınınııııı (güfte+beste=miso)
yazsana üstat bir şeyler.
marruu/p> <
<:)) Hala cevap yok yalnız :D/p> <
sanırım miso, ben değil miso, o yıllarda haftada bir kere, özel çaba sarfetmez ise, sadece pazar günleri sıcak su olduğu için banyo yapabildiğini, fuel-oil olmadığı için gidip gazlı soba almaları gerektiğini (dedemin dediğine göre kıbrıs kuşatmasında olmuş bu durum), pazar geceleri dallas ve san francisco sokaklarını izlediğini sonra gidip sovuk odasında kerat cetveli ezberlediğini söyleyebilir.
ben sadece öyle duydum...
her devirde farklı durum olsa da genel olarak durum bence pazartesi sendormu. okul ya da iş hiç farketmeyor./p> <
Sorgu Sual, 2007'den beri.