<
<
Şöyle oturup pencerenin önüne, aşağıdaki insanları izlemek çok eğlenceli olsa gerek. Olsa gerek diyorum, fakat hiç izlemediğimden değil, sadece istediğim kadar çok insanı izleyemediğimden. Ben şöyle karınca gibi çok olsun insanlar istiyorum. Benim onları izlediğimden zerre şüphe duymadan yaşasınlar, gitsinler gelsinler diyorum. Arada sırada bir yere gizlenip kötü şeyler yaparken bana yakalansınlar ama bu yakalanışların farkında olamayacak kadar uyuşmuş olsunlar. Böyle olsunlar ki her seferinde sırf insan oldukları için beni bana göstersinler. Gerekirse alsınlar suretimi, beni yaşatsınlar aşağıda. Sonra geri versinler, ben yaşatmaya devam edeyim kendimi. Daha gerçek, daha sade.

*

Dikkat ediyorum, insanlar genelde en rahat, zaman kısıtlamasından en uzak ve huzurlu oldukları anlarda, hele de dışarıda bir yerdelerse çay içiyorlar. Çay öyle bir şey ki sizi hiç rahatsız etmiyor, varlığını hissettirmeden yardımcınız oluyor. Elinizi nereye koyacağınızı düşünmekten perişan olmanızı engelliyor en basitinden. Gerçi havada çiçek kokuları dolaşmaya başladı çoktan, kış günlerin saygınlığı yok çayda ama sorsalardı bana eğer bir gün, karlı bir günde ne olmak isterdin diye, ağızlarda demli bir çay tadı olmak istediğimi söylerdim. Şöyle sıcacık, saygılı, huzur verici. İsteyene şekerimle birlikte, isteyene salt kendim olarak.

*

Anahtar kilit ilişkisi ne kadar ilginç değil mi? İnsanlık olarak öyle iki şey yapıyorsunuz ki tam anlamıyla birbirleri için yaratıyorsunuz. Yok başka bir yere gitme şansları. Belki sıkılıyorlar ama eğer neşelilerse çok çok iyi. Fakat olur ya, günün birinde anahtarı kaybederseniz de çok çok fena. Çünkü o anahtar artık tüm çaresizliğiyle, başkasına gidemeyeceğinin bilincinde özleyip duracak kilidi. Siz onu buluncaya kadar hemen önünde bile olsa hiçbir zaman ulaşamayacak kaderi kilidine. Kendi gözyaşlarıyla paslanıp gidecek belki uzaklarda. Gün gelecek çilingirler zorlayacak kilidi, acıyan onun içi olacak.

*

Keşke bir alet olsa diyorum bazen, şöyle ben uyumakla uyanıklık arasındayken bir balıkçı ağı gibi yakalasa aklımdaki düşünceleri. Ne kadar ilginç şeyler çıkar kim bilir. Çünkü hatırladığım yüzde birlik kısımda bile ne kadar uçuk ve karmaşık olaylar var. Geçen öğleden sonra mesela, vücudumdaki benlerden doğan pandalar görüyordum. Vay be diyordum, bu yöntem iyiymiş, hem insanlar istenmeyen benlerinden kurtulacak, hem de pandaların soyu tükenmeyecek. Tabii bu durumda ne kadar çok beni varsa o kadar da çok bambu ağacı gerekiyor insana. Bu sefer de onları nereden bulacağız diye kara kara düşünmeye başlıyorum. Ama çok sürmüyor. Çünkü henüz çok derinlemesine düşünememişken uykum kaçıyor, uyanıyorum. Kendimi pandalara karşı daha bir suçlu hisseder oluyorum.

*

Bazı şeylerin nasıl da zamanı var, aynı sabırla sırasını beklemiş de birden akla gelmiş sözcükler gibi. Yıllarca düşünseniz varlığını bile hissedemezsiniz belki o sözcüğün ama dilinize konuk olduğunda onun varlığı sizin mutluluğunuz olur. Çünkü kolay değil, birleşmiş ve karmaşıklaşmış pek çok düşünceyi onun sayesinde anlatabilmiş olursunuz. Sonra da kısık sesle kendi kendinize tekrar edersiniz o sözcüğü. Sanki ona şükranlarınızı sunarmış gibi. Bir daha kullanıp kullanmayacağınızı bile bilmeden, sadece o anlık duygunuzla, samimiyetinizle.
/div>
<<


<0Yorum:
Yorum Gönder/div>

<

Yorum Gönder/div> <<
<