Demli sıfatıyla övdüğümüz tavşan kanı içeceğin haddinden fazla demlenmesi sonucu o yüz buruşturucu tadı almasıdır çayın acıması. Her olduğunda kötüdür tabii ki ama kimi zaman, yani mesela akşam yemeğinin güzelliği halen mide gözleriyle algılanabiliyorken, bir çayın tam da zamanıyken, zaten birileri her şeyi hazırlamışken; insanın aklı karışırsa, laflar çayın üzerini görünmezlik peleriniyle örtüp onu unutturursa iyice çekilmez olur acımış çay. Üzer, pişman eder. Boşa çıkmış beklentiler serper insanın diline. Onları da en acı olanlarından seçer.
Ortada bir suç var mı bilinmez ama varsa ve insanı affedersek -çünkü diğer içeceklerden, kahveden, sütten, koladan, biradan, rakıdan hiç alışık değildir böyle bir şeye insan- bu demlenme işinin karmaşıklığının suçu olabilir. Hem çaya, hem suya hem de zamana bu kadar bağımlı olmanın vebalini taşır demlenme. Çay yapraklarının narinliğini suya anlatmaya çalışır önce. Çünkü bilir ki kendinden bir şeyler vermek her zaman büyülüdür, ve fakat zordur, ve isteyen taraf bu zorluğu idrak edemezse bu büyü bozulur. Daha sonra suyun muhtaçlığını anlatmaya çalışır çay yapraklarına. Çünkü bilir ki birlikte olmak istenilenden bir şeyler alıp yeni bir şey olmak her zaman heyecan vericidir, ve fakat bilinci perdeleyebilir, ve veren taraf muhtaçlıktan doğan bu bilinçsizliklere hoşgörü göstermezse tüm heyecan yok olur. En son da zamana dil döker demlenme. Bu üçlünün en katı olanına yani. Çünkü bilir ki zaman aslında hep aynı hızla akıp gitmez. İlk başlardaki yumuşaklığını unutur ilerledikçe. Sertleşir gitgide. Suyu bilinçsizleştirir, çayı narinleştirir iyice. En küçük isteği kırıcı, en küçük nazı dayanılmaz yapar. Her şeyi sürükleyerek kötüye götürür. İnsanlar zamanın tüm taşkınlıklarına izin verdikçe demlenme zamana yalvarır, biraz daha yavaş lütfen der, ama zaman kendi gürültüsüyle sağırlaşmıştır artık. O sağırlaştıkça su iyice delirmiş, çay yaprakları düşünemeyecek kadar kırılmıştır.
Tüm bu olanlardan sonra insan elini uzatınca çaya, dökünce onu bardağa ve içince yavaşça, bu acı sonu hisseder. Bu çay acımış der, ama bilmez ki asıl acı o kadar birliktelikten sonra hiçbir şeye dönüşmüş olan suyun ve çay yapraklarının içindedir. Çünkü onlar şöyle der geriye bakınca: Biz de istemezdik böyle olmasını, pişmanız, ama artık dönemeyiz ki geriye, çünkü nariniz/merhametsiziz/muhtacız her zamankinden daha fazla, en kötüsü, unutturamayız insana o acı tadı bir daha, bir araya gelsek tekrar, zamana da gerek yok, acıtırız kendimizi defalarca, ah be insan, unutmasaydın ya bizi, bırakmasaydın ya zamanın eline, içseydin, dönüştürseydin ya bizi başka şeylere, ah, ah, biz hiç bu kadar çaresiz kalmamıştık, ne çok zormuş meğer.
Bu sözlere, bu hislere rağmen bu acı(t)manın herhangi bir çözümü olur mu, bilinmez. Daha anlayışlı bir zaman, daha akıllı sular, biraz daha dayanıklı çay yaprakları bulunur mu, bilinmez. Bilinen tek şey çayı geciktirmeden içip, değişik şekillere sokabilecek bir insan varlığının gerekliliği. Ama bunu sıklıkla yapabilecek enerji herkeste var mı, o da bilinmez. Peki çay gitse başka sulara, su gitse başka çaylara, diner mi acı tad? Yok yok, hiçbir şey bilinemez. Peki bu kadar bilinmezlikle bu yazı sürer mi?
-Sürmez mi?
-Sürer mi?
-Sürmez mi?
-Sürmez.
Bitsin o zaman. Acımadan./div> <<
<4Yorum:
<
allallaaa
pıhhh/p> <
<çarşıda blackball çayı böyle mesela. acı. piyata falan da çok açık yapıyo ali. bi de bu yorum aylar sonra blog unu okuduğumdan haberdar olmanı sağlamak için temelde, pek mantıklı bir şekilde sür(e)mez daha./p> <
Oğlum iki çay getir bize, acı olmasın bak abinin canı sıkkın daha da sıkma.../p> <
Sorgu Sual, 2007'den beri.